Kanaatimce...

Anasayfa Fıkralar Öyküler
İbrahim Küreli

Akifgiller Ve İdrâk

Kürelioğlu İbram Efendi

22.06.2021 - İSTAMBOL

Saygıdeğer üstadım.

İdrâk kelimesi "derk" kökünden if'âl babında türemiş bir kelime olup anlamak, kavramak anlamına gelir. Anlamak kavramak nasıl olur? Mercek altına alınan konu, husus, fenomen ne ise onu, külliyatıyla (ıcığıyla-cıcığıyla) bilmeyi gerektirir. Bunu, özü kavramak olarak da nitelendirebiliriz...

Gelelim işin ikinci veçhesine...

Kişi, kendisini başkalarına aktarmakla görevli bildiği, sorumlu hissettiği bir hususu yeterli derecede bilmiyorsa, üstelik idrak ettirmeye çalışmakla yükümlü olduğunu hissettiği kişi ya da kişiler konuya kendisinden daha fazla hakim iseler, bırakınız somut bir fayda sağlamayı, belki bir daha muhatap kişi ya da kişiler karşısında en baştaki konumunu muhafaza edemeyecek, karşılarına çıkamayacak, ya da en azından 5/0 yenik başlayacaktır karşı takımla maça...

Bunu niçin anlattım. Mehmet Akif Ersoy, Bediüzzaman, Muhammed Abduh, Muhammed İkbal, Cemaleddin-i Efgani 19. yy'ın sonunda asrın dağdağasıyla ve artık medeni dünya karşısında yenik düşmüş bir medeniyetin az-çok kafaları çalışan, mensubu oldukları medeniyetin köksüz bir medeniyet olmadığını, ancak yapılan yanlışlar yüzünden muhatap medeniyet karşısında zayıf duruma düşüldüğü, ilim ve kelamda geri kalındığını düşüncesini kavrayabilmiş bu üç-beş münevver İslam Medeniyeti evladı tarafından -başlarını iki elleri arasına sıkıştırmak suretiyle- bir çıkış yolu aramanın, tekrar muhatap karşısında ringe çıkabilmenin yolları aranırken haklı olarak bu neticeye varılmıştır. Türkü çığırarak komşunun kaybolmuş eşeğini aramak değildir bunlarınkisi... 10 asır gerçek anlamda ilim ve düşüncenin başat aktörlerinden biri olmayı başarabilmiş bir medeniyetin ademe mahkumiyet raddelerine kadar gerilediği bir periyotta kendi dertlerini, sıkıntılarını bir kenara bırakarak, "benim medeniyetim bu duruma gelmeye layık değildi" diyebilecek derecede az-çok kafası çalışan hem dinine ve hem de asrın ilim ve düşüncesine yeterince vakıf olan bu kıymetli insanların çırpınışıydı "asrın idrakine söyletme" meselesi. Sizin da'vanız ne derece kudsi, mahz-ı hakikat (gerçeğin ta kendisi) olursa olsun, sizin onu anlatabilecek derecede diliniz, retoriğiniz, edebiyatınız yoksa ise, o ulvi gerçek kendi küpünde "40 yıllık sirke gibi" demlenmeye durur. Yaratan murad edip o küpten o sirkeyi birilerinin kullanıma sunmasını murâd eylemedikçe, o küpün içindeki sirkeyi gören-duyan olmayacaktır...

Ha... şimdi ne yapmış bu Mehmed Akifgiller familyası? En önce kendi dinlerinden yeterince behredar olmaları, modern ilim ve düşünceden de bilgi sahibi olmaları haysiyetiyle ve de Avrupa'daki yeni yönelimin silah ve kaba güç yerine bilgi, teknoloji ve düşünce diyalektiği ile olduğunu/olacağını fark ettikten sonra kendi dinleriyle bu yeni yöntem arasında nasıl bir bağ kurulabileceğini düşünmekle zamanlarını geçirmişler. Elde ettikleri doneleri, o dönem kendi neşrettikleri mevkutelerinde, kendilerini takip etmekte olan ve arkalarından gelen yeni Müslüman nesle anlatmaya çalışmışlar... İslam dininin ilmi terakkiyeye/bilimsel ilerlemeye mani olmadığını, üstelik ilahi otoriye baş kaldırmayan yani mümin bir kimlikle modern ilim ve fenlere sahip olmamın, bu doğrultuda yeni donanımlar elde etmenin dünyayı, insanlığı çok daha ileri noktalara taşıyacağını, global barışa da hizmet edebileceğini anlatmaya çalışmışlar... Eğer biz bugün imansızlık/ateizm cereyanı karşısında tamamen erimemişsek bu insanların katkıları çok büyüktür. Bu işler cami kürsülerinde millete temcid pilavı yedirmekle olmaz. Asrın, zamanın anlayışı, vektörü hangi istikamete yönelmişse, o bilgi ve teknoloji ile mücehhez, dini akidesinden ve düşüncesinden haberdar elemanların ihdas edecekleri yeni yazılımlarla, yeni metodlarla bu devrin idrakine, anlayışına sunmakla olur... Siz bu insanlara klasik metodunuzla hiçbir şey anlatamazsınız. Sizi dinleyen bir kişi bulamazsınız etrafınızda, hatta buna kendi çocuklarınız da dahildir. Her asırda bir müceddidin gelmesi boşuna değildir.

Müceddid ne yapar, neyi yeniler.

Eldeki doneyi o günün insanlığın anlayabileceği dilden konuşur, sistemi yeniden formatlar, yani günceller. Güncellemeleri başaramayanlar ise windowsun ilk çıkardığı sürümle bir şeyler anlatacağım diye uğraşır durur. Ve maalesef hiçbir şey yapamaz...

Şimdi sualinizin şahsıma yönelik olanına dönecek olursam: evet benim durduğum yer, Mehmed Akifgiller familyasıdır.

Arz olunur, selam ve saygılar sunarım...

İbrahim Küreli